24 Aralık 2010 Cuma

Ejderha Dövmeli Kız -film-


Öncelikle şunu söyleyeyim, eğer kitabı okumayı düşünen varsa bu yazıyı okumasın!! Kesinlikle güzel ve izlemeye değer bir film. Ve uyarlama olarak da oldukça başarılı.



Kısaca kitapla kıyaslamak gerekirse; sanki birinci kitabın birinci filmi gibi olmuş. Ana konu olarak Harriet'ın kaybolması seçilmiş. Wennerstörm davasına ise sadece kitapta olduğu için çok çok kenarından değinilmiş. Aslında filmin yapımcısı açısından düşünüldüğünde; kitap çok uzun ve kapsamlı, iki ana konu ve iki ana karakter ve çok fazla sayıda yan karakter içeriyor. Bu da haliyle uyarlamayı çok zor bir hale getiriyor. Bir çok ayrıntıya değinmese bile bunların hepsini işlemeye kalksa 7-8 saat lik bir film çekmesi gerekir. İki film halinde yapmaya kalksalar, bu seferde hikaye kronolojisi müsade etmez. Hikayeler çok iç içe ve bağlantılı. Yani mecbur olanı yapıp konulardan birini kenara itmiş yapımcı.



Filmin castı mükemmel yapılmış. Lisbeth ve Mikael beklediğim gibi.Özellikle Henrik Vanger, sanki kafamın içinden çıkıp filme girmiş. Isabella olması gerektiği gibi, tam bir cadı. Çeçilya da kafamdaki gibi. Kısacası mükemmel bir oyuncu seçimi olmuş, hayran kaldım. Bu arada kitabı okurken hep çeçilya diye aklıma yer ettiğinden burda da öyle yazmak istedim .)




Ele aldıkları detaylarda bazı ufak değişiklikler olmuş. Mesela, kitapta Mikael'in Harriet işini kabul etmesinin en önemli nedeni Wennerstörm olayı ile ilgili yardım alacak olmasıydı. Ama filmde Wennerstörm olayı çok detaylandırılmayacağı için, paranın yanı sıra asıl işi kabul etme nedeni Mikael ile Harriet arasındaki çocukluklarından gelen duygusal bir bağ olarak gösterilmiş. Bence çok ustaca ve hikayenin gidiş hattını bozmayan bir manevra..


Hikayeyi filme sığdırabilmek için yine çok güzel bir iş yapmışlar. Kitapta, Harriet la ilgili bir çok sırrı Mikael uzun araştırmalar sonucu, bir çok kişiyle görüşerek keşfediyordu. Filmde ise bunu Harriet'ın geride kalan günlüğünden okuyup öğreniyor. Çok akıllıca. Çünkü kitapta günlüğünü de yanına alıyordu Harriet, hatta Anita yapıyordu bu işi..


Mikael'in çapkınlığı hiç ele alınmamış. Çok mülayim bir adammış gibi gösterilmiş filmde. Çeçilyayla ve Erika ile olan ilişkisine değinilmemiş yada değinilememiş, süre nedeniyle.



Son olarak da ; Martin Vanger kaçarken intihar edip ölüyordu kitapta. Burda ise kaza yapıp Lisbeth'in insafına kalıyor. E o da affetmiyor tabiki .)

İzleyin mutlaka bu filmi. Kitabı okusanız da okumasanız da izleyin, çok güzel bir film... Bakalım amerikalıların çektikleri bu kadar başarılı olabilecek mi. Sadece cast'ı değiştirip bu filmin bir kopyasını mı yapacaklar yoksa yeni bir uyarlama mı ?

Lisbeth'in normal insanlara benziyen bir fotoğrafını buldum, çok şaşırdım. Onu da koymadan geçemiycem..


Şaahane bir de fragmanı var, izlemede yanında yat..

23 Aralık 2010 Perşembe

EJDERHA DÖVMELİ KIZ - the girl with the dragon tattoo

Stieg Larsson un yazdığı, serinin ilk kitabı Millennium I oldukça uzun bir roman. Yaklaşık 650 sayfa..

Kitapta bazı bilinmesi zor terimlerin özel günlerin adları geçiyor..Ben bunların sayfaların altına minik paraflar atılarak açıklanmasını beklerdim..

Hikayede bir değil iki tane kahraman var. Biri Mikael biride Lisbeth. Mikael kitaba adını veren lisbeth den daha çok konu sahibi. Hatta İlk 300 - 350 sayfa Lisbethden oldukça az bahsedilmiş.

Bana göre kitap gereğinden fazla uzun. Çünkü yazar çok fazla ayrıntıya girmiş, çok fazla teknik detay vermiş. Bunlar hikayeyi sıkıcımı yapıyor derseniz, hayır derim. Tamam sıkıcı bir kitap asla değil ama bu teknik detaylama özellikle kitabın ilk yarısını biraz ağırlaştırmış. Sıkıntısız okunuyor ama su gibide akmıyor.

Son 250- 300 sayfada ise hem lisbeth biraz daha işlerin içine giriyor hemde hareket, heyacan daha artıyor.Sanki o kitabın ilk yarısındaki durağanlık, meyvesini veriyor ve sizi mükafatlandırıyor. Kitabın sonları bilinmeyenlerin de yavaş yavaş aydınlanması ile müthiş bir heyecan kasırgasına dönüşüyor ve kitaba yapışıp kalıyorsunuz, çünkü hiç bir şey tahmin edildiği gibi çıkmıyor, her an şaşırtmaya devam ediyor kitap sizi.

Aslında dikkatli bakıldığında kitap tek bir hikayeden oluşmuyor. Bir kaç tane az yada çok birbirine bağlı olayın çoklu anlatımı söz konusu. Ama yazar bu olayları o kadar iyi harmanlamış ve zamanlamalarını da o kadar iyi ayarlamış ki, siz hepsini bir bütün gibi okuyorsunuz. Kitabın konusunu falan yazmıyorum, bir anlam ifade etmez.. Okuyup görmeniz gerekli. Ama çok şaşıracağınızı garanti edebilirim.

Birde şu dikkatimi çekti; yav bu isveçliler ne kadar çok kahve içiyorlar böyle. Kişi başı herhalde günde 100 fincan falan içiyorlardır. Özellikle de Mikael.. Adam sabit durduğu her an ya kahve içiyor yada kahve suyu koyuyor .)

17 Aralık 2010 Cuma

LITTLE FOCKERS - yeni yıl filmi -


Yani bu kadroyu gördükten sonra ne denebilirki! Ben Stiller ın çok büyük bir hayranıyım. Sadece onun adının olması bile yeterli benim için izlememe. Ama kadronun geri kalanına bakınca gerçekten muhteşem ve çok renkli olduğu görülüyor, büyük oyuncular var...


'MEET THE FOCKERS', 'MEET THE PARENTS ' dan sonra serinin devam filmi olarak karşımızda bu komik aile. Hatırlayanlar için, ülkemizde 'ZOR BABA' adıyla yayınlanmıştı..

Yeni yıl zamanında bundan daha güzel bir film olamaz herhalde. Gülmek, eğlenmek için birebir. Amerikada 22 aralıkta Türkiyede ise 24 aralıkta vizyonda olacak.

Çokta güzel bir internet sitesi yapmışlar, kesinlikle ziyaret etmelisiniz. Çok eğlenceli görüntüler var. Trailer da tabiki burdan izlenebilir...

11 Aralık 2010 Cumartesi

MİLAT - İHSAN KAPLAN

An itibariyle gün içinde başladığım kitabı bitirmiş bulunmaktayım, yaklaşık 324 sayfalık bir roman. Kitabın kendine ait birde müzik cd si var. Cem Adrian nın seslendirdiği albüm 12 şarkıdan oluşuyor. Kitabı da bölümlerine bu şarkılara göre ayırmışlar. 6. bölüm yerine, Cd-6 : Hayalet yazılması gibi. Ve kitabı okurken, hangi bölümdeyseniz o bölüme ait şarkının dinlenmesini telkin ediyorlar. Oldukça orjinal ve etkileyici bir yöntem. Yani düşünsenize kitapta okuduğunuz her bölümün kendine ait bir şarkısı var, çok güzel bence..

Kitapla ilgili düşüncelerime gelirsek eğer, beğendiğimi söyleyebilirim. Kitabı okumadan önce endişelerim vardı ama başladıktan sonra hepsini unuttum. İlgi alanıma giren bir sürü konu çarptı gözüme. Kitabın ilk beni yakalaması ise galiba hikayenin Romada başlamış olması. İstanbuldan sonra en çok sevdiğim şehir Roma olduğundan okurken ayrı bir dikkat kesildim. Kesinlikle sıradışı bir konusu var. Neler olacağını asla bilemeyeceksiniz okurken, tahmin bile edemeyeceksiniz. Kitabın içeriği çok zengin. Nelerden bahsettiğini ana başlıklarla özetleyebilirim; vatikandan, papadan, romadan, genetik biliminden, insan kopyalamaktan, üç büyük dinden ve kitaplarından, astral yolculuktan, elektirikle tedaviden, isa dan, istanbul dan, kudüs den, rüya aleminden.. Özellikle böyle karşık yazdım, kitabı okumuş gibi olmayın diye. Bu yazdıklarımla ilgili oldukça doyurucu bilgileri hikayenin akışı içinde sıkılmadan alabiliyorsunuz.

Ve kitabın anlatım tarzı da enteresan. Aslında birazda sıkıntı doğuruyor bu. Bir zaman sırası yok hikayenin içinde. Sürekli zaman ve mekan değişiyor.Hikaye aynı anda hem roma da hem lyon da devam edebiliyor yada bir anda iki yıl geri gidip sonra üç yıl ileri gidip tekrar beş ay geri gidebiliyor. Evet yalnış yazmadım, zamanları aklınızda tutmazsanız çorba olabilir her şey. Sürekli tarih, saat ve yer belirtiyor zaten. Bu hikayenin çok dinamik olmasını sağlasa da  anlam karmaşasını da beraberinde getirebiliyor. Benim için ise bu sürekli ileri geri zaman ve mekan geçişlerinin en yorucu tarafı; tam hikayeye kaptırmış giderken bir anda kesilmesi ve tekrar başka bir zamana ve o andaki duruma adapte olmaya çalışmaktı. Kitap da çok hoşuma giden bir alıntıya rastladım, onu yazmak istiyorum unutmadan.

'Uyanıkların bir tek ortak dünyası vardır. Uyuduklarında herkes kendi dünyasına döner... '
Herakleitos


Son olarak şunu demek istiyorum, kitabın bir sonu yok! Yani ucu açık okuyucunun yorumuna falan bırakılmış değil! Kitabı okurken büyük bir heyecanla olan biteni öğrenmek için arka sayfayı çevirdim ve kitap bitti! Bir müddet eksik bastıklarını düşündüm ama malesef öylece yarım bıraktı beni kitap. Genelde biz kitapları yarıda bırakırız ama orjinalliğinden olsa gerek burda kitap sizi yarıda bırakıyor.. Ve hikayenin içinde yarıda kalan bir çok enstantene birçok ayrıntı içinde kalmış olay var. Okurken zaman geçişlerinden dolayı bunların yarıda kaldığını ve yeri geldiğinde tekrar değinip bağlayacağını düşündüm ama havada kaldı hepsi. Hikayeye bütün bunların toplanmasıyla muhteşem bir son verilebilirdi. Bu potansiyel fazlasıyla var çünkü kitapta. Sanki dvd izlerken pause tuşuna başmışsınız ve herşey  öylece donmuş gibi bir his veriyor kitabın sonu.

Okumaya değer bir kitap. Bahsettiğim konulardan ilginizi çeken varsa kesinlikle alıp okuyun..

Buda kitabevinin sitesi ve kitabın tanıtımı : April Yayıncılık

10 Aralık 2010 Cuma

Cirrus...

Nawel Ben Kraiem


Son zamanlarda bu fransız gruba sarmış durumdayım. Yeni bir grup değil ama ben yeni farkına vardım. Resimdeki hatun grubun solisti Nawel Ben Kraiem. Çok farklı bir ses tonu ve şarkı söyleme tarzı var. Son albümleri 'Mama Please' 2009 da çıkmış. Tarzlarını akustik/progressive/roots müzik olarak tanımlayabiliriz.

Özellikle dinlediğim son albümlerine göre konuşursam; şarkılarının alt yapısını klasik gitar ve keman yer yer de elektro gitar oluşturuyor. Ritim gerektiği zaman davul harici vurmalı çalgılar kullanıyorlar genelde.Bunun üstüne Nawel ın muhteşem cool sesi de eklenince şahane şeyler çıkıyor ortaya. Çok kalabalık müzik yapmıyorlar. Dediğim gibi temel bir üçlemeleri var; gitar, keman ve Nawel. Albümlerini alıp dinlemenizi tavsiye ediyorum. Benim albümden şu an için en sevdiğim parça 'She Kills'. Sesi sonuna kadar açıp dinlenesi, insana ritim ve coşku veren bir şarkı... Klipleri yok malesef. Ama hayranlarının hazırladığı bir videoyu buldum onu dinlemenizi istiyorum mutlaka!!!



Buda  fizy  linki  Cirrus - She Kills

9 Aralık 2010 Perşembe

ALAYCI KUŞ

Serinin son kitabı pek umduğum gibi çıkmadı. İlk iki kitaptaki hareketi, aksiyonu bulamadım. Belki bu kitap tek olsaydı ve ona göre okusaydım beğenirdim. Ama Açlık oyunları ve Ateşi yakalamak çıtayı o kadar yükseltti ki, hayal kırıklığı kaçınılmaz oldu benim açımdan..

Kitap seni alıp götürmüyor. Nasıl desem, bir alıyor bir bırakıyor, saman alevi gibi yani, istikrarlı bir sürükleyiciliği yok. Ama sonlara doğru hareketlenmesi ve tahmin edilmesi güç bir sonla bitmesi de takdir edilecek bir yanı hikayenin.

Katniss diğer kitaplarda olduğundan çok çok daha fazla yaralanıp hastanede yatıyor.Hikayenin yarısını hastanede geçiriyor desem yeridir.Ama bu sefer fiziksel hasarlarının yanısıra girdiği bunalımlar da oldukça fazla. Belkide bu yüzden sıkıldım ben. Hastaneleri de hiç sevmem zaten.) Kim sever diyeceksiniz ama benimki hastalık derecesinde!

Bir de dikkatimi çeken bir şey oldu kitabı okurken. Diğer kitaplarda da vardı bu ama bu kitapta biraz fazla vurgulandığından yazma ihtiyacı hissettim. Hikayede vuku bulan her felakette Katniss kendini suçluyor. Tamam bazı olaylara istemeden de olsa sebep olduğu doğrudur. Ama Katnisinki bu boyutta değil. Gökte uçan kuş ağaca çarpsa, ölse, Katniss hemen moda bağlıyor kendini, ''benim yüzümden oldu'' diye. Kedinin patiği mazgala sıkışsa, ben yaptım diye oturup ağlayacak! Bu boyutta olunca kabahat üstlenme durumu, haliyle inandırıcılığını kaybediyor. Hatta bir noktadan sonra komik gelmeye başlıyor..

Kitabı bu kadar eleştirdim, kötümü yani diye sorarsanız; 'asla' derim. Kesinlikle okumanızı tavsiye ederim. Zaten seriye başladıysanız mecbur okuyacaksınız o ayrı tabi .)  Kitap güzel ve okumaya değer, sadece ilk iki kitapla karşılaştırdığımda biraz sönük kalıyor, demek istediğim bu... Üç kitap arasında birbirlerine göre puanlama yapmaya çalışsam şöyle olabilirdi;


  • Açlık Oyunları - 10

  • Ateşi Yakalamak - 8,5

  • Alaycı Kuş - 5.5

7 Aralık 2010 Salı

ENTOURAGE


Aslında çok fazla anlatmaya gerek yok bilen bilir zaten.. HBO da yayınlanan bir dizi, entourage.. Ama ne dizi .) İzlediğim en farklı dizilerden biri. O kadar farklı ki bölüm süresi bile eşsiz.) normalde yabancı diziler ya 20-22 dakika yada 41-43 dakika olur. Bunun bölüm süresi 30 küsür dakika.

Konusu ise genç yeni palazlanan bir hollywood yıldızının ve abisinin ve 2 çocukluk arkadaşının ve menejerinin hayatını anlatıyor. İnanılmaz eğlenceli, extreme bir dizi.

Amerikada şifreli bir kanalda yayınlandığı için, oldukça sakıncalı görüntüler ve replikler içerebiliyor. süper yani.)


Moral bozukluğuna birebir, ilaç gibidir .. Alır götürür, geri getirmeyide unutur .)

Hemen hemen her bölümde bir hollywood yıldızı gözüküyor. Ama rol yapmıyorlar. Kendi adlarıyla dahil oluyorlar diziye. Ne biliyim;baş rol oyuncusunun sevgilisinin mandy moore olması yada kankasının jessica alba olması gibi..

Fena bağımlılık yapar bu dizi baştan uyarıyım. Bu zaman kadar 7 sezonu yayınlandı. 8. ve final sezonuda önümüzdeki sene yayınlanacak. Son sezonda da britney spears oynayacakmış. Durum budur yani. Adamlar deli, darma duman ediyolar piyasayı. İzlemeyen çok şey kaçırır...

Just Like Heaven

Wicker parktan sonra bide bu geldi aklıma. Bu film kafanızı dağıtmak için, biraz iyi vakit geçirmek için, gülmek için biçilmiş kaftan. Mutlaka bir ara dvd sini alıp izleyin yada netten. Moral bozukluklarına birebir.) 2005 yapımı bir film. Reese Witherspoon ve Mark Ruffalo var baş rollerde. Ruffalo nun performansı süper..

Trailer ını BURDAN  izleyebilirsiniz..

Wicker Park

Eğerki izlemeyenler varsa, tavsiyemdir izlenmesi.. 2004 yapımı bir film.Vizyon filmlerini herkez biliyor zaten. Daha önce izlememişler için büyük bir nimettir bu. İzleyenlerin birdaha izlemekten çekinmeyeceği bir film...Baş rollerinde Josh Hartnett ve Diane Kruger var ama özellikle Rose Byrne nın oyunculuğu süper.. Aşağıya fragmanını da koydum,oradan bakıverin artık..

Josh Hartnett
Wicker park kesinlikle sümsük bir aşk filmi falan değil. Güzel bir konusu olmasına rağmen filmin asıl olayı bu değil. Bu filmi farklı kılan kurgusu! İzlerken neler olacağını pek kestiremiyorsun. Sürekli bir koşturmaca, bir haraket var film de. Oturup ağlayan birilerini pek göremiyorsun.. Film başlarken çoğunluğu tamamlanmış hikayeyi geriye dönük olarak anlatıyor,içinde bulunduğu zamanla da harmanlayarak.. Trailer burda işte..



Rose Byrne

Diane Kruger





26 Kasım 2010 Cuma

The Walking Dead


























Sezonun en umut bağlanan ve aylardır beklenen dizisi The Walking Dead yayına gireli bir ay oldu nerdeyse. Ve beklendiği gibi de oldu. Ciddi reytingler alan dizi ilk iki bölümün ardından ikinci sezonun siparişini de aldı. Konu klasik ama yapım çok kaliteli. Eğer ki bu türe karşı ilginiz varsa çok beğeneceğinizden eminim. Ama uyarmam lazım biraz mide de lazım izlerken. Sahneleri bayağı detaylı gösteriyorlar! Türkiyede ki yayıncı kanalının sitesinden link verdim. İkinci bölümü komple izleyebilirsiniz...
             ---- The Walking Dead 2.bölüm - FOXLIFE ----

25 Kasım 2010 Perşembe

Genel Ev

Devekuşu kabare,,, çocukluğum bu adamları dinlemekle geçti. Her oyunlarının her kelimesini hala ezbere biliyorum desem hiç abartmış olmam.Öyle sağlam espriler, öyle iyi oyunculuk, öyle iyi bir tiyatro - kabare - var ki ortada, hala kendimi dinlemekten, izlemekten alıkoyamıyorum. Ben çocukken, arabada yolculuk ederken bile kasetlerini dinlerdik, ailece.. Kabera yaptıkları vakitlere -sonlarına- , ozamanlar henüz aklımı başıma almamış olduğumdan yetişemedim, canlı olarak izleyemedim. Ama evde betamax kasetlerinden, arabada kaset çalardan sürekli dinlerdim, ki kasetleri hala seri halinde bende.)
Hala bu videoları izlediğimde beni etkiliyorsa, aynı ilk dinlediğimdeki gibi güldürebiliyorsa, üstatlar gerçekten ölümsüz işler yapmışlar demektir bu. Ve hala kimsenin bu işlerin üstüne çıkamadığı anlamına da gelir. Zaman değişti, mekanlar değişti, yaşam şartları değişti ama oyunlar, espriler etkisini hiç yitirmedi. Ölümsüzlük bu olsa gerek. Aşkolsun oyununun genel ev kısmının videolarını koydum, youtube sağolsun. Eğerki gerçekten bu oyunları izlemediyseniz - ki büyük kayıp.)- izleyin ve Zeki Alasya, Metin Akpınarın sahnede nasıl devleştiklerini görün. Ve tabi çook gülün .))



20 Kasım 2010 Cumartesi

ATEŞİ YAKALAMAK - CATCHING FIRE

Açlık oyunlarının devamı, serinin ikinci kitabı, aynı ilk kitapta olduğu gibi heyecan ve aksiyon tüm hızıyla devam ediyor.Ama belkide açlık oyunlarına göre biraz daha az aksiyon olduğunu söylesem yanılmamış olurum. Onun yerine biraz daha fazla taktik ve akıl oyunları var.

Eleştirim şu olabilir; imla hataları çok fazla türkçe çevirisinde. Çeviride anlam ve ifade olarak pek bir bozukluk yok,sadece çok çok fazla harf hatası yapılmış, kelimelerin ekleri yalnış basılmış yada eksik bırakılmış. Bunun sonucuda cümleleri bazen iki kere okumak zorunda kalmanız oluyor.Tabi bu bütün basımlar için mi geçerli yoksa sadece benim okuduğum basım için mi bunu bilemiyorum..


----Yazının bundan sonrası spoiler içerebilir----


Yalnız, okurken çok şaşırdığım birşey oldu, Peeta ve Katniss i tekrar arenaya koyup savaştırdılar. kitabın son 1/3 lük bölümü tekrar arenada geçiyor zaten. Ama tabi ilki gibi değil. bu sefer çok farklı. Bu sefer haraçlar birlik oluyolar vee...... .)
Yine bu kitaptada Katnisin yarılmadık yeri kalmıyor. Kızın kafasını gene kırıyolar.) Yok korkuyorum son kitapda üşütük olup çıkıcak diye.) E kafaya bu kadar darbe alırsa olucağı budur yani.. Taş kafa Katniss .)

İlk kitap eğer 10 puansa, buna da  8 puan verebilirim. Darısı Alaycı kuşun başına........

17 Kasım 2010 Çarşamba

Bir Sertab Klasiği

Sertab erener den unutulmayacak bir şarkı daha geldi bu yıl.. Bir damla gözlerimde... Şaahane bir parça, çok çok beyendim ben. Alıyo götürüyo valla dinlediğim zaman. ama nerelere diye sormamak lazım tabi:) Klip de çok sade ve şık olmuş. hiç yormuyo, direk şarkıya kanalize olabiliyosun. on puan on puan on puan......



Youtube bazen kelek atıyo, açmıyo videoları. bunlarda yedek olsun..


Dailymotion :
SERTAB ERENER - BİR DAMLA GÖZLERİMDE


Fizy :
SERTAB ERENER - BİR DAMLA GÖZLERİMDE


Çok geç oldu belkide düşündük taşındık
Bir çok şeyi birbirimizden sakındık
Bir şey eksik cümlede
Yüklem mi, özlem mi sakladığın şey her neyse beni üzermi



Öyle çok şey varki içimde
hep sustuk konuşmak yerine
Konuşmadığımız her ne varsa
Seninle sakladım gözlerimde



Ne olur sende fazla üzülme
Hep kendi kendine yenilme
Konuşmadığımız her ne varsa seninle
Bir damla gözlerimde......

14 Kasım 2010 Pazar

AÇLIK OYUNLARI - THE HUNGER GAMES

Aslında 2008 de yayınlanan bu kitabı yeni okudum malesef. Uzun zamandır elime kitap almadığımda açığa çıkmış oluyor böylece:( Seri 2010 yılı içinde yayınlanan son kitap Alaycı Kuş ile tamamlandı..

Serinin ilk kitabı açlık oyunlarını oldukça beğendim. Çok sürükleyici ve hep bir diğer sayfada ne olacak diye merak etmenizi sağlayan, sürekli bir hareket bir koşuşturma içeren fantastik bir hikaye. 2011 de filmi de çekilmeye başlanacakmış kitabın.Alacakaranlık ve benzeri serilerin pabucunu dama atması çok muhtemel olur sanırım.

Anlatımı çok sade, anlaşılır ve akıcı. Detay anlatımları asla gereğinden fazla değil. Her şey tam kıvamında bırakılmış. Edebi olarak bir şeyler bekleyenler bu kitapta umduklarını bulamazlar.Ağdalı, hayatınızda ilk defa okuyacağınız sözcükler karşınıza çıkmayacak bu kitabı okurken. Yalın ve direk hikayenin içine, heyecanın içine çekmeye yönelik bir anlatım söz konusu. Çevirisi  de mükemmel diyebilirim.İyimi kötümü bilmiyorum - kişiden kişiye değişir - ama hikaye inanılmaz boyutta vahşet içeriyor.

 ---Yazının bundan sonraki bölümü ispiyon içerebilir---


Hikaye tamamen hayal ürünü bir kurguya dayanmakta. Aslında genel yapısı itibari ile daha önce bir çok kez okuduğunuz yada izlediğiniz kitap ve filmlere benzetebilirsiniz. Hani olur ya, bir grup suçluyu yada katili bir adada toplarlar, internet vs. üzerinden canlı yayın yaparak insanlara yüksek miktarda bahis oynama imkanı verirler, ta ki herkezi öldürüp hayatta kalmayı başarabilen ve sonunda özgürlüğü ve yüklü bir miktar ikramiye ile ödüllendirilecek bir şampiyon çıkana kadar.Günlerce belki haftalarca... Hikaye ana hatları ile buna çok benziyor. Ama okurken asla klasik veya tahmin edilebilir değil, tamamen kendine özgü kuralları ve detayları olan bir hikaye.
Farklı bir zaman, farklı bir dünya, farklı bir düzen.. Ana karakter yani Catnis, genç bir kız. Bütün hikayeyi catnisin ağzından ve gözünden takip ediyorsunuz.. Okurken adeta kızın kafasının üstünde bir kamera varda sizde bütün olan biteni burdan takip edermişcesine, ordan oraya koşturup duruyorsunuz. Catnisin dilinden, gözünden, kulağından ve aklından geçenlerden başka hiç birşey hiç bir anektod yada genel bir anlatım yok. Hikayede buna sonuna kadar sadık kalınmış..

Yaşadığın hayattan seni alıp götürme gücüne sahip bir kitap. Kopup gitmek, kafa dağıtmak için bire bir. Mutlaka okumanızı tavsiye ediyorum..

7 Kasım 2010 Pazar

SİSSS

photo by me

Özellikle cumartesi akşamı ve ondan önceki 3-4 gece müthiş bir sis vardı istanbulun heryerinde.Böyle yoğun ve istikrarlı bir sis heralde daha önce görmemiştim,hatırlayamıyorum. camdan aşağıya bakınca zemin görünmüyodu, karşı binaları zaten geçtimde,onlar komple kayıp...Sanki dünya yeni oluşmakta ve koca bir sis bulutunun içinde sadece ben.başka kimse başka hiç birşey yokmuş gibi.Cama baktığında sadece beyaz-krem rengi arası bir boşluk görünüyo. Çok enteresan bir duygu. fotoğrafta çektim hatta aşağı inip fazla bişey görünmedi tabi ki,ceple çektim ama ışıklar olmasa bu kadarda çıkmazdı. birde erken saatlerde çektim, gece yarısı dahada arttı.. küresel ısınmadan mı başka bir şeyden mi bilmem,, dur bakalım daha neler görücez...

6 Kasım 2010 Cumartesi

REPLAY (SİL BAŞTAN) - KEN GRIMWOOD

2010 da tekrar gündemde olan hatta Ben Affleck in oynadığı birde uyarlaması çekilmekte olan Ken Grimwood un ödüllü romanını henüz okudum. Ama bir hatam şu olduki,yandaki resimde görülen türkçe çevirisini okudum! Ve hayretler içinde kaldım okurken,''bu kadar kötü ve özensiz bir çeviri nasıl olur!'' diye .. Cümlelerdeki anlatım bozuklukları, imla hataları, kelime bozuklukları çok fazla. Birçok cümlenin şimdiki zamanla başlayıp geniş zamanla bitebildiğini, bazı kelimelerin eksik yazıldığını yada basıldığını görebilirsiniz. Tamam ingilizceden türkçeye çevirirken bire bir uyduramadığın cümleler olabilir ama,bunları aynen bozuk şekilde basmak ne kadar mantıklı.adı üstünde çeviri yapıyorsun, uyarlıyorsun. çok ufak rütuşlarla cümlelerin ve hikayenin bütününün anlamını bozmadan bu cümleleri daha akıcı bir hale getirmek doğrusu olsa gerek. Bu kitabın çevirmeni ve onun editörü tam bir facia.Mümkünse sektörü derhal terk etsinler:) Kapak tasarımınıda söylemeden geçemeyeceğim; çok çok beyendim.harika çok zevkli bir tasarım olmuş.abartmadan, orjinalinin verdiği havayı bozmadan...

Kitabın geneliyle ilgili yorumum;

Roman konu itibarıyla çok ilgi çekici,anlatım tarzı olarak ise kesinlikle sıradan değil.Ama hikaye, okurken seni bir yakalıyor heycanlandırıyor bir rutine ve çok fazla detaya girip bırakıyor.başından sonuna akıcı bir anlatım dili olmasada,hikaye genel olarak kitabın içinde tutuyor seni.Ama tabi kişiden kişiye değişebilir.Mesela ben kitabın siyaseti fazla irdelediği bir bölümünde çok sıkıldım,politika sevmediğimden ötürü. Yazarla ilgili olarak dikkatimi çeken şu oldu,gerçi ölünün arkasından pek konuşulmaz ama:), kesinlikle kompleksli,seks kompleksi olan birisi.Yada romanı yazdığı dönemde bu ruh hali içindeymiş. yani romanın baş karakterinin hatırını sormadığı hatun kalmadı etrafda:) Olabilir,karakter bu sonuçta,ama bu kadar detaylı ve sayfalarca oluşu ve defalarca bu erotik hatta pornografik anları detaylandırması kesinlikle normal değil. Yani okuyucunun hiç bir şey hayal etmesine belli bir noktadan sonra kendisinin şekillendirmesine gerek ve izin yok bu erotik kısımlarda..gözünü çıkarmış yazar sağolsun! nasıl sağ olsun yaw adam öldü yaa,,,yazdıktan sonra aydım:))

Genel olarak toparlarsam, kitap kesinlike alınıp okunmalı.yazdığım eleştiriler devede kulak.çok başarılı bir roman.hayata farklı açılardan bakmanızı sağlayabilir. eğer imkanlar dahilindeyse orjinalini alıp okumak en güzeli olucaktır..