saygın ersin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
saygın ersin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Mayıs 2012 Pazartesi

DERİN İMPARATORLUK

Saygın Ersinin okuduğum ikinci kitabı ''Derin İmparatorluk''. Ama bu kitabı ''Yedi Kartal Efsanesi''nin editörü Orkun Uçar ile birlikte yazmışlar. Kitap o  kadar müthiş bir başlangıç yaptı ki ilk 50 sayfada resmen ağzım açık kaldı, büyülendim.

20 şubat 1919'da Ali Fuat paşa ile açılış yapıyor kitap,ingilizlerin kuşatması altındayken.Ali Fuat paşa Mustafa Kemal ile buluşmak üzere şişlideki evine gidiyor.Mustafa Kemal Ali Fuat paşa ile çok gizli ve ülkenin düşman işgalinden kurtulmasına yardım edecek bir sırrı paylaşıyor ve onu Ankaraya malum kişileri bulmaya gönderiyor.

Sonra pat diye 8 haziran 1453'e dönüyoruz ve karşımıza, fethettiği constantinapolis'deki bizanslıların imparatorluk sarayında volta atan Fatih Sultan Mehmet çıkıyor. Çandarlı paşayı zindana attırmış işkence ile malum kişilerin isimlerinden oluşan bir liste almaya çalışıyor ağzından... Bu arada Fatih Sultan Mehmet ve babası Sultan Murat arasında geçen konuşmalar çok çarpıcı olduğunu söylemek isterim...

Daha sonrasında ise 2008 yılına geliyor ve hep orda kalıyoruz.. Çok genç ve önü açık bir politikacı ve hamile karısı izmire bir mitinge giderken yolda bir suikaste uğrayarak öldürülüyorlar. Ölen politikacının erkek kardeşi ve eş zamanlı öldürülen bir tarih araştırmacısının yakını bir kız ve onların peşindeki adamlar kitabın gidiş hattını belirliyorlar. Küçük kardeş abisini kimlerin ve niye öldürdüğünü öğrenmek için canı pahasına bir koşuşturma içine giriyor. Kitabın bundan sonrasının tipik bir ''national treasure'' vakası olduğunu söyleyebilirim. Akıl oyunları, koşuşturma,biraz aksiyon, şifre çözmeler,anahtar bulmalar vs...

Sonu ise bayağı çarpıcı ve güzel bitiyor ama. Özellikle kitabın son 15-20 sayfasında anlatılan türk ve osmanlı tarihi çok sıradışı ama mantıklı verilere dayanıyor.Gayet doyurucu ve etkiliyeci bir alternatif tarih anlatımı var. Daha doğrusu olay şu konseptte; sizin bildiğiniz bir tarih var,bir de onun arkasında daha somut başka bir tarih var.Umarım anlatabilmişimdir demek istediğimi:)

Kitap başladığı gibi muhteşem devam etmedi ama genel olarak kötü olduğunu söyleyemem.. Okumanızı tavsiye ederim..Tabi kitabı bulabilirseniz:)


29 Ocak 2011 Cumartesi

YEDİ KARTAL EFSANESİ - Zülfikar'ın Hükmü

Saygın Ersinin ''Yedi Kartal Efsanesi'' adlı üçlemesinde, serinin ilk kitabının adı ''Zülfikar'ın Hükmü''. İkinci kitap ''Erbain Fırtınası'',  üçüncü kitap ise ''Ateş ve Bedel''.

Serinin ilk iki kitabı yayınlanmış durumda, son kitap ateş ve bedelin ise ne zaman çıkacağı tam bir muamma. Yazara göre eli kulağında. Bakalım göreceğiz zamanla. Umarım 3. kitapta bir an önce çıkar.

Yani ben bu kitabın güzel bir kitap olduğunu tahmin ediyordum ama, bu kadar mükemmel, bu kadar tempolu, bu kadar çok yönlü, bu kadar zengin, şaahane bir kitap olmasını inanın hiiç beklemiyordum. Çok şaşırttı, çok mutlu etti bu kitap beni.

Elimden geldiği kadar spoiler vermeden ufak ufak anlatmaya, kitap hakkında ip uçları vermeye gayret göstereceğim...

Kitabın öyle güzel bir giriş bölümü var ki, yaklaşık 15 sayfası masal tadında. Hemen kitabın başından birkaç cümle yazayım, daha iyi anlaşılır.
''Rivayet olunur ki, kadim zamanlarda büyü denilen kudret cennetin ve cehennemin kapıları ardında kilitliymiş. Zaman yeniymiş, zaman körpeymiş daha. Akıl ve emek hüküm sürmekteymiş yeryüzünde. Toprak işlenmekte, nesiller yürümekteymiş. Topraktan evler, evlerden şehirler, şehirlerden ülkeler kurulmaktaymış. Her iki alem de kıvanç duyarmış eylediklerinden. Lanetlenmişler ise, zamanlarının gelmesini beklerken, öfke, kin ve sabır biriktirirlermiş kuytu köşelerde. Ve o şeytanmış ki bin türlü hilenin mucidi, kara kalpli uşaklarıyla birlikte göndermiş büyüyü yeryüzüne. Büyü güçlüymüş büyü güzelmiş.....'' diye başlıyor kitap ilk paragrafında. Buna karşılık meleklerde kendi sanatlarını yer yüzüne gönderiyorlar ve sanat sahibi asil kanlı mini mini bebeler doğmaya başlıyor. Zaman içinde Lokman Hekim diye sanat sahibi bir zat, diyar diyar dolaşıp kendi gibi sanat sahibi 7 tane çocuk bulup bunları yetiştiriyor ve yediler efsanesi böylece başlamış oluyor. Günümüze kadar kötülüklerle savaşarak, aleme nam salarak geliyorlar. (Hikaye çoğunlukla günümüz istanbul ve ankarasında geçiyor.) Tabi arada ölenler oluyor yedilerden, ama onların yerine yeni çocuklar bulup yetiştiriyorlar ve yediyi hiç bozmuyorlar. Yediler lokman hekimin bulduğu bir iksir sayesinde hiç yaşlanmıyorlar, ancak hain pusularda kalleşçe öldürülebiliyorlardı.

Yediler değişik sanatlara sahipler. Ve şunu da söyleyeyim, aklınıza hemen erkek egemen bir grup gelmesin yediler deyince. Hatun kişilerde var grubun içinde, nerdeyse yarı yarıya. Bunların kimi toprağa hükmediyor, kimi ateşe, kimi rüzgara, kimi insan bedenine, kimi bitkilere. Hepsinin birbirinden ayrı sanatları var. Ben bu kadar anlatıyorum ama merak etmeyin bunların hiç biri spoiler değil. Kitabı elinize aldığınızda ilk bir kaç sayfada zaten bunları öğreniyorsunuz. Kitabın asıl konusu çok farklı!

Hikayede o kadar çok karakter var ki, ve hepsi o kadar birbiriyle uyumlu ki, asla tempo düşmüyor, asla boş şeyler anlatılmıyor. Hep dolu dolu hep merakla okuyorsunuz. Dedim ya, kitap bir ana karaktere bağlı olarak dönmüyor. Buradan zaten yedi kişiler onları ayrı ayrı ele almıştır hükmü çıkmasın, çünkü yediler dışında da bir sürü önemli karakter var, bir sürü önemli topluluk var. Mesela;


  • Genelkurmayın 12. daire diye çok gizli bir birimi var, bilim dışı gelişmeleri ve varlıkları takip eden, ve direk cumhurbaşkanlığına bağlı çalışan. Bu dairenin 2 subayı da karakterlerin içinde.
  • Çok usta ve namlı bir hırsız kız var aynı Lishbeth tarzı.
  • Hz. Ali'nin kılıcı, kitaba adını veren Zülfikar ve onun efsanesi ve günümüzde ki konumu var.
  • Geceliler var. Vampirler yani. İstanbulda yaşayan geceli aşiretleri, soylu geceli aileleri var.
  • Osmanlı zamanından beri geleneklerini ve birimlerini koruyan yeniçerilerin en seçkin kolu olan solaklar var.
  • Kapalıçarşının altındaki efsanevi, alimi deli, deliyi alim yapabilecek kadar çok ve sınırsız bilgi içeren Arifan kütüphanesi var. (Hep yabancıların böyle yerleri olacak değil ya, bizim tarihimizin de inanılmaz gizemleri, günümüze kadar ulaşan bilinmedik mekanları var)
  • Şarlatan büyük imam var, onun kurduğu ve müritlerinin beynini yıkayarak onları birer katile, tetikçiye, askere dönüştürdüğü, tarikat kisfesi altında ki büyük çetesi var. İmamın, işleri yürüten 2 ana adamı, Behram ve Avukat Behsat Taner var. Bunlarda kitapta oldukça önemli yer tutuyorlar..


İşte bu kadar çeşitli ve nitelikli bir kadroya sahip bu kitap. Hal böyle olunca da, hikayenin bir tek kitaba sığması düşünülemez. Çünkü bu kitabın, bu serinin diğer bir çok seri halindeki kitaplardan, hikayelerden önemli bir farkı  var. Diğer seriler kitap sonların da hikayeyi bir şekilde bitirip, diğer kitapta devam eden ana durum ve karakterlerin yanısıra daha farklı bir macera ve olay sunarlar okuyuculara. Bu seri ise kesinlikle seri olsun diye yazılmamış benim görüşüme göre. Hikaye ve karakterler o kadar fazla ki, bir kitapta toplanması çok zor. Bu yüzden ilk kitap heyecanın en dorukta olduğu ve olayların en karmaşık olduğu bir yerde bitiveriyor. İkinci kitap birden bayrağı devralıp kaldığı yerden ve dakikadan devam ediyor... En kısa zamanda ikinci kitap ''Erbain Fırtınasını'' da okuyacağım, inanılmaz meraklardayım zira...

Yazıyı yazdıktan sonra aklıma geldi, bu hikayeden muhteşem bir dizi çıkmaz mı size göre de? Amerikalıların, ingilizlerin yaptığı gibi sağlam bütçeli 45 er dakikadan 12-13 bölümlük en az 3 sezon dizi çıkar bu hikayeden. Neden bizimde bir ''Heroes'' bir ''4400'' bir ''Misfits'' bir ''Sanctuary'' bir ''Merlin'' bir ''True Blood'' gibi yapıtlarımız olmasın. Hiç böyle ciddi bir proje yapılmadı ülkemizde. Bence bu hikaye bu iş için biçilmiş kaftan, ve çok çok ilgi göreceğinden eminim, yeter ki ciddi ve maliyetli bir yapım olsun. Kesinlikle yapımcısına çok kazandırır bu iş. Sponsor bulup ben mi soyunsam bu işe acaba:)) Yalnız dikkatinizi çektiyse film demedim, dizi dedim. Çünkü bunu film yapıp 90-100 dakikaya sığdırmak, hikayeyi katletmek olur. Yada bir ''Harry Potter'' bir ''Twilight'' gibi çok uzun soluklu ve daha çok maliyetli bir seri film de olabilir. Ama dediğim gibi en mantıklısı ve pratiği adam gibi bir dizi yapmak ve tarihe geçmek...