19 Haziran 2015 Cuma

Yaman Kedisi


Geçtiğimiz pazar günü buldum yamanı, markete giderken. Sokağın köşesinde yol kenarında yatıyordu. Pek bir haldizdi. 3-4 metre yakınında bir kedi ailesi vardı. Anne baba 3 ufaklık. Bayağı bir zaman gözlemledim. Mahalleden bir hayvan sever çiftde vardı yanımda. Onlarlada uzun uzun sohbet ettik. Hatta karı koca bir ara nöbeti bana teslim edip kedilere yiyecek birşeyler almak için markete gittiler. Ben yamanıda diğer yavru kedilerin kardeşi sandım. Sonra anne kedi yanıma geldi sevdim biraz. Yaman anneyi görünce yanına gelecek oldu ama sert bir tokatla anne tarafından kovuldu. Sonra anne kedi diğer yavruların yanına gitti ve onlarla ilgilenmeye başladı. Garibim yine yol kenarındaki köşeye sindi kaldı.
Azman görünümlü baba geldi bizim yamanın yanına, bu seferde yaman tepki gösterdi azmana.. 
Bizim tahmin ve gözlemlerimiz sonucunda ; yamanın başka biri tarafından nasıl olsa bakar diye bu kedilerin yanına bırakıldığı idi.ama malesef kabul görmemiş ve dışlanmıştı yavrucak. 
Bir sıkıntı olduğu da çok belliydi. Çünkü çok durgun ve sürekli yatar pozisyondaydı. 
Onu o şekilde orda bırakmak üçümüzünde içine sinmedi. Ama yanımdaki çift evlerinde 2 kedileri olduğu için alamayaklarını söylediler. 
Kısacası görev bana düştü. Çünkü o kediyi o şekilde savunmasız bırakıp dönseydik eğer ya bir arabanın altında kalır yada çoluk çocuğun eline düşüp işkence görürdü. Klasik ve kaçınılmaz senaryolar bunlar malesef. Yaman bir sokak kedisi gibi değildi. İnsanlardan kaçmıyordu, kimsenin ulaşamayacağı kuytulara girmiyordu. Bu da onu daha çok savunmasız bir hale getiriyordu.... 
Aldım yabanı kucağıma. Zaten el kadar birşey :) veterinere kadar yürüdük beraber. Yavrunun pek hali olmadığı için uyudu zaten hemen. 

Veteriner çok ateşinin olduğunu ve bağırsaklarında da ishal benzeri bir sıkıntı olduğunu söyledi. Ateş düşürücü iğne ve antibiyotik iğne yaptı. Dış parazit için spreyle adeta yıkadık yamanı. Bütün böcüklerinden kurtuldu :) iç parazit içinde hap yutturduk. İğneler için yarında gelmem gerektiğini söyledi veteriner.antibiyotik tedavisi duruma göre 5 veya 7 gün sürecekmiş. Mama vs gerekli alışverişide yaptıktan sonra eve geldik yamanla. Koyduğum yerde hemen uyudu garibim. Veteriner ateşini düzenli kontrol etmemi söyledi. Çünkü eğer ateşi düşüremezsek kaybedebilirdik yavruyu. Neredeyse gece yarısına kadar ne yedi ne içti. Öyle melül melül yattı..



Neyse çok şükür ilaçlar etkisini gösterdi ve yamanın gözleri çipil çipil açıldı. Ateşi düşmüştü nihayet. Nerdeyim diye etrafı kesmeye başlamıştı :) 

İğnelerini de bitirdik günler içinde çok şükür... Nerdeee şimdi o ilk bulduğum yaman. Onun içinden afacan yaramaz bir şey çıktı. Tay gibi koşturuyor evin içinde artık:) ama o kadar uysal ve sevecen bir kedi ki, daha parmağınızı o pofidik tüylerine değdirir değdirmez tor tor tor başlıyor ses çıkarmaya :)


Ama sıkıntım şu ki ; evde ben yokken onunla ilgilenecek kimse yok. Ancak akşamdan akşama görüyorum yamanı. Bu yüzden de sahiplendirmeyi düşünüyorum. Erkek, sarman ve bilemediğin bir cins ile kırma. Yaklaşık 5 haftalık. Hepsinin başımızın üstünde yeri var ama yaman bir sokak kedisi değil. Daha öncede yavru büyüttüğüm için halinden tavrından hemen anlaşılıyor soyunun evcil bir ev kedisinden geldiği. 
Bakalım yamanı sahiplenecek şanslı kişi yada aile kim olacak.. 

21 Mayıs 2012 Pazartesi

DERİN İMPARATORLUK

Saygın Ersinin okuduğum ikinci kitabı ''Derin İmparatorluk''. Ama bu kitabı ''Yedi Kartal Efsanesi''nin editörü Orkun Uçar ile birlikte yazmışlar. Kitap o  kadar müthiş bir başlangıç yaptı ki ilk 50 sayfada resmen ağzım açık kaldı, büyülendim.

20 şubat 1919'da Ali Fuat paşa ile açılış yapıyor kitap,ingilizlerin kuşatması altındayken.Ali Fuat paşa Mustafa Kemal ile buluşmak üzere şişlideki evine gidiyor.Mustafa Kemal Ali Fuat paşa ile çok gizli ve ülkenin düşman işgalinden kurtulmasına yardım edecek bir sırrı paylaşıyor ve onu Ankaraya malum kişileri bulmaya gönderiyor.

Sonra pat diye 8 haziran 1453'e dönüyoruz ve karşımıza, fethettiği constantinapolis'deki bizanslıların imparatorluk sarayında volta atan Fatih Sultan Mehmet çıkıyor. Çandarlı paşayı zindana attırmış işkence ile malum kişilerin isimlerinden oluşan bir liste almaya çalışıyor ağzından... Bu arada Fatih Sultan Mehmet ve babası Sultan Murat arasında geçen konuşmalar çok çarpıcı olduğunu söylemek isterim...

Daha sonrasında ise 2008 yılına geliyor ve hep orda kalıyoruz.. Çok genç ve önü açık bir politikacı ve hamile karısı izmire bir mitinge giderken yolda bir suikaste uğrayarak öldürülüyorlar. Ölen politikacının erkek kardeşi ve eş zamanlı öldürülen bir tarih araştırmacısının yakını bir kız ve onların peşindeki adamlar kitabın gidiş hattını belirliyorlar. Küçük kardeş abisini kimlerin ve niye öldürdüğünü öğrenmek için canı pahasına bir koşuşturma içine giriyor. Kitabın bundan sonrasının tipik bir ''national treasure'' vakası olduğunu söyleyebilirim. Akıl oyunları, koşuşturma,biraz aksiyon, şifre çözmeler,anahtar bulmalar vs...

Sonu ise bayağı çarpıcı ve güzel bitiyor ama. Özellikle kitabın son 15-20 sayfasında anlatılan türk ve osmanlı tarihi çok sıradışı ama mantıklı verilere dayanıyor.Gayet doyurucu ve etkiliyeci bir alternatif tarih anlatımı var. Daha doğrusu olay şu konseptte; sizin bildiğiniz bir tarih var,bir de onun arkasında daha somut başka bir tarih var.Umarım anlatabilmişimdir demek istediğimi:)

Kitap başladığı gibi muhteşem devam etmedi ama genel olarak kötü olduğunu söyleyemem.. Okumanızı tavsiye ederim..Tabi kitabı bulabilirseniz:)


13 Mayıs 2012 Pazar

ON KÜÇÜK ZENCİ - AGATHA CHRISTIE

A.G.'den muhteşem bir kurgu daha...Ne yazayım kitapla ilgili bilemedim ve kitapta geçen on küçük zenci şiirini buraya yazmanın en iyisi olacağını düşündüm;


On küçük zenci yemeğe gitti,
Birinin lokması boğazına tıkandı. Kaldı dokuz,
Dokuz küçük zenci geç yattı,
Sabah Biri uyanamadı, kaldı sekiz,
Sekiz küçük zenci Devon’u gezdi,
Biri geri dönmedi. Kaldı yedi,
Yedi küçük zenci odun kırdı
Biri baltayı kendine vurdu. Kaldı altı,
Altı küçük zenci bal aradı,
Birini arı soktu. Kaldı beş,
Beş küçük zenci mahkemeye gitti,
Biri tutuklandı. Kaldı dört,
Dört küçük zenci yüzmeye gitti,
Birini balık yuttu. Kaldı üç,
Üç küçük zenci ormana gitti,
Birini ayı kaptı. Kaldı iki,
İki küçük zenci güneşte oturdu,
Birini güneş çarptı. Kaldı bir zenci.
Bir küçük zenci yapayalnız kaldı.
Gidip kendini astı. Kimse kalmadı................
Kitabın ana fikri şiirdeki kurguya dayanıyor, ama bunu bilmenize rağmen ilerisine dönük bir tahmin yapmanız imkansız.Ben okurken bir çok senaryo yazdım kafamdan ama hepsi boş çıktı.Kitabın son sayfasına kadar ne olduğunu anlayamıyorsunuz.Bu da haliyle kitabı çok cazip bir hale getiriyor ve asla elinizden bırakamıyorsunuz. Hikaye son derece tempolu,gizemli,gereksiz tasvirlerden uzak ve en önemlisi sizi hep ters köşeye yatırıyor.Bu kadın sanki böyle muhteşem ve birbirinden benzersiz kurgular yapmak için yaratılmış.. Mutlaka okuyun...

6 Mayıs 2012 Pazar

İVAN DENİSOVİÇ'İN BİR GÜNÜ (ALEKSANDR SOLJENİTSİN)

Öncelikle tekrardan Deniz'e çok teşekkür ediyorum bu güzel hediyesi için..
Bende en az Deniz kadar sevdim bu kitabı. çok farklı bir tarzı var Soljenitsinin. Kitabın enteresan tarafı adından da anlaşılacağı gibi sadece bir günü anlatması. Şuhovun sabah kalkışından akşam tekrar yatmasına kadar olan yaşadıkları anlatılıyor sadece.. Ama kitabı uzatmak doldurmak için gereksiz ayrıntılar yada uzun uzadıya tasvirler yok.Herşey çok kıvamında ve olması gerektiği gibi. O yünden okurken hiç sıkmıyor sizi. Düşünsenize 100 sayfa okumuşsunuz daha gün öğlen olmamış! Bu çok önemli bir ayrıntı bence..

Genelde yazılarımda kitap içeriği hakkında ayrıntılı bilgi pek vermem. Burda da kısaca anlatmam gerekirse;  Şuhov'un rusyadaki bir toplama kampındaki 10 yıllık mahkumiyetinin son yılındaki bir gününün anlatıldığını söyleyebilirim.

Kitabı okurken, bu bahar gününde üşüdüm resmen, o nasıl soğuktur öyle!!
Bu ruslar nasıl insanlardır öyle,yada insanmıdırlar acaba! Kitabın yazıldığı, almanlarla savaş halindeki dönem için söylüyorum bunları...



30 Nisan 2012 Pazartesi

SHANTARAM

Kitabı okumam oldukça uzun sürdü,ama bu uzun süre kitabın yaklaşık 900 sayfa oluşundan yada ağır ilerlemesinden değil tamamen benden kaynaklı idi.

Shantaram'ı çok beğendim hemen hemen okuyan herkez gibi. Hikayeyi eşsiz ve cazip kılan ise,roman yada kurgu değil, yazarın gerçek hayat hikayesi oluşudur. Kitabı okurken çok düşündüm ''böyle bir hayatı kaç kişi yaşar ki yeryüzünde?'' diye. Gerçekte çok eşsiz ve sıradışı bir hayat, eğer bu hayat paylaşılmadan yitip gitseydi çok yazık olurdu.

Gregory David Roberts Bombay'ı o kadar çok sevmiş ki ve öyle candan bir şekilde anlatmış ki, gidip hindistana yerleşeniz geliyor..


Kitap asla tek düze değil. Tamam biraz uzun ama sanki kitap içinde kitap okuyormuş hissi veriyor size.farklı insanlar, farklı mekanlar, farklı maceralar...


Bazen böylede olmaz ki ne biçim yazmış dediğiniz yerler olaylar oluyor,ama sonra bunun hayal gücü değil de gerçek hayat olduğunu hatırlayınca buruluyorsunuz, evet anca gerçek hayat bunu yapar demekten kendinizi alamıyorsunuz..


Kitabın sevmediğim taraflarından biride çok çok  uzun ve ayrıntılı tasvirler yapması.. okurken bazen sıkıldığım oldu bu yüzden, ama aksiyon o kadar bol ki,hemen toparlıyor kendini sayfalar...

Bir başka negatif yanı ise hikayenin sonunun olmaması - ve hayat devam ediyor -. Gerçek oluşunun bir dezavantajı bu sanırım. yazar henüz ölmedi sonuçta, yaşamaya devam ediyor..

Kitapta sık geçen bir mekanın ve Gregory David Roberts'un resmini buldum, tam kafamdaki gibi desem yalan olmaz..






10 Aralık 2011 Cumartesi

Eve Dönüş Videosu

Bu akşam eve dönerken trafik gene fena patladı.can sıkıntısından ne yapacağımı şaşırdım,açtım telefonun kamerasını eve gidene kadar, çektim. İyi de geldi, çekime başladım trafik açıldı:) kaza olmuş tem'de maddi hasarlı...  İşte her akşam işten dönerken kat ettiğim yol budur,taaa ki garaja parkedene kadar..




18 Ağustos 2011 Perşembe

Anekdot...

Bugün bir kez daha şahit oldum ki benim aklım bir tuhaf çalışıyor. Başkalarının aklına en son gelecek şey benim aklıma ilk olarak geliyor.. Bu bazen büyük bir avantaj olurken bazende saçmalamama sebeb olmuyor değil yani. Çok basit bir olayda gözümün önündekini görememem de pek çok oluyor..Her olay da komplike bir sorun değil ki ama arkadaş!

Bugün yolda gidiyorum. Her zamanki gibi trafik berbat, 1 ileri 2 geri. Önümdeki arabadaki adam camdan elini çıkardı ve işaret parmağını gök yüzüne doğru kaldırıp,sabit bir şekilde beklemeye başladı. Evet nedir bu durumda akıllara gelen? Benimkini hemen söyliyorum. O 4-5 saniyelik kısa zamanda aklıma sırasıyla gelen 3 yorum şu şekilde;
a) Yukarda Allah var
b) Aa yukarı bak üstümüzden zeplin geçiyor.. Ki ciddi ciddi ön cama uzanıp yukarı baktım (bu aralar fazla bilimkurguda izlemiyorum halbuki)
c) arabam arıza yaptı,çalıştırmaya uğraşıyorum,bir saniye lütfen!

cevap veriyorum doğru seçenek c...

evet evet çok çalışıyorum bu aralar farkındayım......