Bu akşam eve dönerken trafik gene fena patladı.can sıkıntısından ne yapacağımı şaşırdım,açtım telefonun kamerasını eve gidene kadar, çektim. İyi de geldi, çekime başladım trafik açıldı:) kaza olmuş tem'de maddi hasarlı... İşte her akşam işten dönerken kat ettiğim yol budur,taaa ki garaja parkedene kadar..
10 Aralık 2011 Cumartesi
18 Ağustos 2011 Perşembe
Anekdot...
Bugün bir kez daha şahit oldum ki benim aklım bir tuhaf çalışıyor. Başkalarının aklına en son gelecek şey benim aklıma ilk olarak geliyor.. Bu bazen büyük bir avantaj olurken bazende saçmalamama sebeb olmuyor değil yani. Çok basit bir olayda gözümün önündekini görememem de pek çok oluyor..Her olay da komplike bir sorun değil ki ama arkadaş!
Bugün yolda gidiyorum. Her zamanki gibi trafik berbat, 1 ileri 2 geri. Önümdeki arabadaki adam camdan elini çıkardı ve işaret parmağını gök yüzüne doğru kaldırıp,sabit bir şekilde beklemeye başladı. Evet nedir bu durumda akıllara gelen? Benimkini hemen söyliyorum. O 4-5 saniyelik kısa zamanda aklıma sırasıyla gelen 3 yorum şu şekilde;
a) Yukarda Allah var
b) Aa yukarı bak üstümüzden zeplin geçiyor.. Ki ciddi ciddi ön cama uzanıp yukarı baktım (bu aralar fazla bilimkurguda izlemiyorum halbuki)
c) arabam arıza yaptı,çalıştırmaya uğraşıyorum,bir saniye lütfen!
cevap veriyorum doğru seçenek c...
evet evet çok çalışıyorum bu aralar farkındayım......
Bugün yolda gidiyorum. Her zamanki gibi trafik berbat, 1 ileri 2 geri. Önümdeki arabadaki adam camdan elini çıkardı ve işaret parmağını gök yüzüne doğru kaldırıp,sabit bir şekilde beklemeye başladı. Evet nedir bu durumda akıllara gelen? Benimkini hemen söyliyorum. O 4-5 saniyelik kısa zamanda aklıma sırasıyla gelen 3 yorum şu şekilde;
a) Yukarda Allah var
b) Aa yukarı bak üstümüzden zeplin geçiyor.. Ki ciddi ciddi ön cama uzanıp yukarı baktım (bu aralar fazla bilimkurguda izlemiyorum halbuki)
c) arabam arıza yaptı,çalıştırmaya uğraşıyorum,bir saniye lütfen!
cevap veriyorum doğru seçenek c...
evet evet çok çalışıyorum bu aralar farkındayım......
7 Mayıs 2011 Cumartesi
Aşkın Gözyaşları - Sinan Yağmur
Tasavvufi eserler sevenler için kesinlikle okunması gereken bir kitap. Bu bir roman değil Biyografik bir roman. Tebrizli Şems'in doğumundan ölümüne kadar geçenler kendi ağzından aktarılıyor kitapta. Okurken bir tuhaf oluyor insan. Adeta Şems ile konuşuyormuşsunuz gibi çok garip bir his veriyor insana. Yazarın anlatım üslubu da çok değişik.
Uzun uzun Şems ile Mevlana'nın karşılıklı sohbetlerini sanki yanlarında dinliyormuş gibi okuyabilirsiniz. Ama okurken pür dikkat olup bütün benliğinizi vermeniz gereken yerler var ve ben buraları okurken biraz sıkıldım açıkçası..
Şems'in mevlanayı terkettiğinde mevlananın şems'e yazdığı mektupları pek anlayamadım ama ben. Yani ne bileyim bir insan sevdiği kıza yada erkeğe nasıl yanık yanık şeyler yazarsa aynı şekilde yazılmış bunlarda. Çiçekler, böcekler, canımlar, cicimler... Bu mektupları Yaradan'a bağlayan, Allah ile alakalı bir şey yoktu içlerinde. Gayet duygusal aşk mektupları idi. Çözemedim ben bu işleri, benim içimin fesadlığındandır belki ama durum budur yani. İkisinin bir olup Allah'a yönelmesinin yanında bunlarda var..
Kitapta yazan cümlelerden bazılarını mutlaka yazmam lazım. Harika şeyler var çünkü.....
Uzun uzun Şems ile Mevlana'nın karşılıklı sohbetlerini sanki yanlarında dinliyormuş gibi okuyabilirsiniz. Ama okurken pür dikkat olup bütün benliğinizi vermeniz gereken yerler var ve ben buraları okurken biraz sıkıldım açıkçası..
Şems'in mevlanayı terkettiğinde mevlananın şems'e yazdığı mektupları pek anlayamadım ama ben. Yani ne bileyim bir insan sevdiği kıza yada erkeğe nasıl yanık yanık şeyler yazarsa aynı şekilde yazılmış bunlarda. Çiçekler, böcekler, canımlar, cicimler... Bu mektupları Yaradan'a bağlayan, Allah ile alakalı bir şey yoktu içlerinde. Gayet duygusal aşk mektupları idi. Çözemedim ben bu işleri, benim içimin fesadlığındandır belki ama durum budur yani. İkisinin bir olup Allah'a yönelmesinin yanında bunlarda var..
Kitapta yazan cümlelerden bazılarını mutlaka yazmam lazım. Harika şeyler var çünkü.....
- Şeytan, hayatınızı kolaylaştırıp, ömrünüzü uzatıyorum diye herkesi kandıran, boş vakitlerin tapınak şövalyesi... Herkesi dumansız ateşine çağıran ihtişamlı cüce. Ateşli kelimelerin şehvetli oyuncusu. İnsana emanet edilmiş olan cennet hayalini kıskanan ihtiraslı yılan. Aşkı bir türlü okuyamayan kör deccal.
- -----------------------------------------------------------------------------------------------------
- O, ne Arş'a ''Ey Levham''; ne Cennet'e ''Ey Cennetim''; ne Ateş'e ''Ey Ateşim'' dedi. Asilere, ''Ey Kullarım'' dedi. Bu sana yeter bir övünçtür.... Kıyamet günü ''bedenim,bedenim!'' diyeceksin. Hz. Muhammed ''ümmetim, ümmetim!'' diyecek. Cennet ''hissem, hissem!'' diyecek. Cehennem ''payım, payım!'' diyecek. Rabbu'l-İzzet, ''kulum, kulum!'' diyecek.
- -----------------------------------------------------------------------------------------------------
- Herkeste yedi tane ruh vardır. Ruh-u madeni, ruh-u nebati, ruh-u hayvani, ruh-u insani, ruh-u meleki, ruh-u sır ve ruh-u sırrı-us sır. Rüyadaki semboller bağlı oldukları ruh seviyesine, onları kavrayan ruha ve gören kişiye göre farklılık gösterirler. Sultan, köleyle aynı rüyayı görebilir, fakat anlamları farklıdır.
- -----------------------------------------------------------------------------------------------------
- Şeytan kıyamet zamanına kadar bütün insanları kandırıp saptırmaya çalışacağını söyledi. ''Önlerinde, arkalarında, sağlarında ve sollarında olacağım'' dedi.... Allah buna izin verdi; fakat şöyle buyurdu: ''Senin bütün takipçilerini cehenneme atacağım ve Ben de kullarıma altlarından ve üstlerinden tecelli edeceğim.'' Gördüğünüz gibi şeytan dört yönü alarak üstümüzü ve altımızı Allah'a bıraktı. İşte bu yüzden dua ederken ellerimizi havaya kaldırırız ve secde ederken başımız yere bakar...
6 Mayıs 2011 Cuma
Ne Okudum: Agatha Christie Kronolojisi
Ne Okudum: Agatha Christie Kronolojisi: "1920- Ölüm Sessiz Geldi - The Mysterious Affair at Styles 1922- Gizli Düşman - The Secret Adversary 1923- Dersimiz Cinayet - Murder on ..."
25 Nisan 2011 Pazartesi
ARI KOVANINA ÇOMAK SOKAN KIZ - STIEG LARSSON
Serinin 3. ve son kitabını okumam biraz fazla zaman alsada bitirdim nihayet. Sedanın kulakları çınlasın:) Ama dediği kadar varmış gerçektende. Serinin en iyi kitabıydı desem Millenium III için belkide çok abartmış olmam. Gerçi aslı biraz mırın kırın ediyordu okurken ama ben çok beğendim yinede.
Uzun bir kitap, yaklaşık 850 sayfa. Ama neredeyse hiç boş sayfası yok. Her anı dolu dolu ve heyecan bir an bile düşmüyor hikayede. Diğer 2 kitap gibi bu da mükemmel şekilde kurgulanmış ve her ayrıntı ince ince belirtilmişti. Yazarın en büyün özelliği zaten bu araştırmacı ve detaycı tarafı.
Kahvenin yine dibine vurdular bu kitaptada. Dibini görmeyen sevdiğini görmesin hesabı:)
Seriyi hiç okumayanlar için zaten konusunu anlatmam pek bir anlam ifade etmez. İlk 2 kitabı okuyup bunu bekletenler içinse sakıncalı olabilir! Çünkü kitap 2. nin kaldığı yerden başlayıp son sürat devam ediyor.
Kitabın sonunuda çok güzel bağlamış Larsson. Hiç bir soru işareti kalmıyor aklınızda. Ve bir sonraki kitaba devretmeyi düşünerek ucunu açık bırakmamış..
Lisbeth'i bir daha okuyamayacak olmak gerçektende üzüyor insanı. Filmleri de fena olmasa da kitap kadar tat vermiyor malesef.
HOŞÇAKAL LISBETH SALANDER ...
Uzun bir kitap, yaklaşık 850 sayfa. Ama neredeyse hiç boş sayfası yok. Her anı dolu dolu ve heyecan bir an bile düşmüyor hikayede. Diğer 2 kitap gibi bu da mükemmel şekilde kurgulanmış ve her ayrıntı ince ince belirtilmişti. Yazarın en büyün özelliği zaten bu araştırmacı ve detaycı tarafı.
Kahvenin yine dibine vurdular bu kitaptada. Dibini görmeyen sevdiğini görmesin hesabı:)
Seriyi hiç okumayanlar için zaten konusunu anlatmam pek bir anlam ifade etmez. İlk 2 kitabı okuyup bunu bekletenler içinse sakıncalı olabilir! Çünkü kitap 2. nin kaldığı yerden başlayıp son sürat devam ediyor.
Kitabın sonunuda çok güzel bağlamış Larsson. Hiç bir soru işareti kalmıyor aklınızda. Ve bir sonraki kitaba devretmeyi düşünerek ucunu açık bırakmamış..
Lisbeth'i bir daha okuyamayacak olmak gerçektende üzüyor insanı. Filmleri de fena olmasa da kitap kadar tat vermiyor malesef.
HOŞÇAKAL LISBETH SALANDER ...
27 Mart 2011 Pazar
PRENSESİN UYKUSU - ÇAĞAN IRMAK
2010'un sonlarına doğru vizyona giren bir Çağan Irmak filmi Prensesin Uykusu. Yandaki afişte filmin oyuncularının resimlerini ve isimlerini görüyorsunuz zaten. Filmin fragmanını ise resmi sitesinden izleyebilirsiniz.
Çağan Irmak adına yakışır kaliteli ve hoş bir film yapmış yine. İnanılmaz pozitif bir film. Melankoli yada aşırı dram yok. Bittiğinde kendinizi gayet rahat ve mutlu hissediyorsunuz.
Konusu kısaca şöyle; iki arkadaşın yaşadığı evin üst katına bir anne ve minik kızı taşınır. Kısa bir süre sonra küçük kız bir kaza sonucu komaya girer. Kızın günlüğünde yazan 3 dileğini yerine getirmeye çalışan 2 kafadar ve bu süreçte gerçekleşen olaylar anlatılıyor filmde.
En çok hoşuma giden de filmdeki animasyon görüntüler oldu. Bir anda karşınızda bir canavar yada bir ahtapot görebilirsiniz. Hikayenin belli kısımları ise çizgi animasyon ile anlatılmış. Mesela filmin kahramanının çocukluğunda başından geçmiş bir olayı bize çizgi film kıvamında izlettiriyor çağan ırmak. Ama çizimler o kadar kaliteli ve gerçeklerine benziyor ki, resmen hayran kaldım, büyük bir zevkle izledim. Aynı şekilde diğer fantastik animasyonlarda çok çok kaliteli idi.
Baş rol oyuncusu Çağlar Çorumlu harika bir oyunculuk çıkarmış, bu hikayeye başka adam olmazmış dedirtecek kadar hemde. Sürekli gülen birisini düşünün. Bazen kızıyorlar adama bu kadar ciddi bir olayda bile nasıl gülüyorsun sen diye.. Cevap aynen şöyle; gülmüyorum ben yüzümün yapısı böyle:)
Hikayenin konusu içinde ünlü müzik grubu REDD'de önemli bir yer tutuyor. Film için özel yaptıkları soundtrack parçalarını söylüyorlar ve kendileri de filme oyuncu olarak dahil oluyorlar.. Son olarak Genco Erkal'ı da çok beğendiğimi söyleyeyim, harika oynamış..
Çağan Irmak adına yakışır kaliteli ve hoş bir film yapmış yine. İnanılmaz pozitif bir film. Melankoli yada aşırı dram yok. Bittiğinde kendinizi gayet rahat ve mutlu hissediyorsunuz.
Konusu kısaca şöyle; iki arkadaşın yaşadığı evin üst katına bir anne ve minik kızı taşınır. Kısa bir süre sonra küçük kız bir kaza sonucu komaya girer. Kızın günlüğünde yazan 3 dileğini yerine getirmeye çalışan 2 kafadar ve bu süreçte gerçekleşen olaylar anlatılıyor filmde.
En çok hoşuma giden de filmdeki animasyon görüntüler oldu. Bir anda karşınızda bir canavar yada bir ahtapot görebilirsiniz. Hikayenin belli kısımları ise çizgi animasyon ile anlatılmış. Mesela filmin kahramanının çocukluğunda başından geçmiş bir olayı bize çizgi film kıvamında izlettiriyor çağan ırmak. Ama çizimler o kadar kaliteli ve gerçeklerine benziyor ki, resmen hayran kaldım, büyük bir zevkle izledim. Aynı şekilde diğer fantastik animasyonlarda çok çok kaliteli idi.
Baş rol oyuncusu Çağlar Çorumlu harika bir oyunculuk çıkarmış, bu hikayeye başka adam olmazmış dedirtecek kadar hemde. Sürekli gülen birisini düşünün. Bazen kızıyorlar adama bu kadar ciddi bir olayda bile nasıl gülüyorsun sen diye.. Cevap aynen şöyle; gülmüyorum ben yüzümün yapısı böyle:)
Hikayenin konusu içinde ünlü müzik grubu REDD'de önemli bir yer tutuyor. Film için özel yaptıkları soundtrack parçalarını söylüyorlar ve kendileri de filme oyuncu olarak dahil oluyorlar.. Son olarak Genco Erkal'ı da çok beğendiğimi söyleyeyim, harika oynamış..
18 Mart 2011 Cuma
Adapazarı-Serdivan-özkaradeniz pidecisi
Perşembe günü öğle vakti iş dolayısıyla Adapazarına gittim. Körfezden geçerken sevgili arkadaşım Denize de selam yolladım arabadan:)) Tem'den giderken körfezin fotoğrafını da çektim ama araba hareket halinde olduğundan bir tuhaf çıktı fotoğraflar :/ Olsun ama yinede yayınlayayım ben.
SPOILER : Aç olan bundan sonrasını okumasın:)
İşlerimi bitirdikten sonra, dönerken Sakarya'nın biraz dışındaki Serdivan ilçesinde MUH-TE-ŞEM bir pideciye uğradık. Vay arkadaş, ben böyle bir kavurmalı pide yemedim! Nasıl lezzetli, nasıl hafif, nasıl çıtır anlatamam. O et öyle bir lezzetli ve hafifki löp löp gidiyor mideye sorgusuz sualsiz. Yanında da süper bir yayık ayranı! Eeee tabiki pide öncesi açılışı mıhlama ile yaptım. Yağının ve peynirinin tadı eşsizdi. Zaten Karadenizden, memleketlerinden özel olarak getiriyorlarmış bütün malzemeleri. İstanbulda bir çok yerde yedim bu mıhlamayı ama burdaki gibi güzelini, kıvamı yerinde olanını hiç yemedim. Yanında da mısır ekmeği getiriyorlar. Daha güzeli herhalde Kardenizde yerinde vardır, o da belki;) Eğer ki Serdivan, Sakarya yakınlarına yolunuz düşerse mutlaka Öz Karadeniz pide salonuna uğrayın. Çok güzel, ferah bir mekanı var..
![]() |
| Mıhlama |
![]() |
| kavurmalı pide |
![]() |
| öz karadeniz pidecisi |
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









