2010'un sonlarına doğru vizyona giren bir Çağan Irmak filmi Prensesin Uykusu. Yandaki afişte filmin oyuncularının resimlerini ve isimlerini görüyorsunuz zaten. Filmin fragmanını ise resmi sitesinden izleyebilirsiniz.
Çağan Irmak adına yakışır kaliteli ve hoş bir film yapmış yine. İnanılmaz pozitif bir film. Melankoli yada aşırı dram yok. Bittiğinde kendinizi gayet rahat ve mutlu hissediyorsunuz.
Konusu kısaca şöyle; iki arkadaşın yaşadığı evin üst katına bir anne ve minik kızı taşınır. Kısa bir süre sonra küçük kız bir kaza sonucu komaya girer. Kızın günlüğünde yazan 3 dileğini yerine getirmeye çalışan 2 kafadar ve bu süreçte gerçekleşen olaylar anlatılıyor filmde.
En çok hoşuma giden de filmdeki animasyon görüntüler oldu. Bir anda karşınızda bir canavar yada bir ahtapot görebilirsiniz. Hikayenin belli kısımları ise çizgi animasyon ile anlatılmış. Mesela filmin kahramanının çocukluğunda başından geçmiş bir olayı bize çizgi film kıvamında izlettiriyor çağan ırmak. Ama çizimler o kadar kaliteli ve gerçeklerine benziyor ki, resmen hayran kaldım, büyük bir zevkle izledim. Aynı şekilde diğer fantastik animasyonlarda çok çok kaliteli idi.
Baş rol oyuncusu Çağlar Çorumlu harika bir oyunculuk çıkarmış, bu hikayeye başka adam olmazmış dedirtecek kadar hemde. Sürekli gülen birisini düşünün. Bazen kızıyorlar adama bu kadar ciddi bir olayda bile nasıl gülüyorsun sen diye.. Cevap aynen şöyle; gülmüyorum ben yüzümün yapısı böyle:)
Hikayenin konusu içinde ünlü müzik grubu REDD'de önemli bir yer tutuyor. Film için özel yaptıkları soundtrack parçalarını söylüyorlar ve kendileri de filme oyuncu olarak dahil oluyorlar.. Son olarak Genco Erkal'ı da çok beğendiğimi söyleyeyim, harika oynamış..
27 Mart 2011 Pazar
18 Mart 2011 Cuma
Adapazarı-Serdivan-özkaradeniz pidecisi
Perşembe günü öğle vakti iş dolayısıyla Adapazarına gittim. Körfezden geçerken sevgili arkadaşım Denize de selam yolladım arabadan:)) Tem'den giderken körfezin fotoğrafını da çektim ama araba hareket halinde olduğundan bir tuhaf çıktı fotoğraflar :/ Olsun ama yinede yayınlayayım ben.
SPOILER : Aç olan bundan sonrasını okumasın:)
İşlerimi bitirdikten sonra, dönerken Sakarya'nın biraz dışındaki Serdivan ilçesinde MUH-TE-ŞEM bir pideciye uğradık. Vay arkadaş, ben böyle bir kavurmalı pide yemedim! Nasıl lezzetli, nasıl hafif, nasıl çıtır anlatamam. O et öyle bir lezzetli ve hafifki löp löp gidiyor mideye sorgusuz sualsiz. Yanında da süper bir yayık ayranı! Eeee tabiki pide öncesi açılışı mıhlama ile yaptım. Yağının ve peynirinin tadı eşsizdi. Zaten Karadenizden, memleketlerinden özel olarak getiriyorlarmış bütün malzemeleri. İstanbulda bir çok yerde yedim bu mıhlamayı ama burdaki gibi güzelini, kıvamı yerinde olanını hiç yemedim. Yanında da mısır ekmeği getiriyorlar. Daha güzeli herhalde Kardenizde yerinde vardır, o da belki;) Eğer ki Serdivan, Sakarya yakınlarına yolunuz düşerse mutlaka Öz Karadeniz pide salonuna uğrayın. Çok güzel, ferah bir mekanı var..
![]() |
| Mıhlama |
![]() |
| kavurmalı pide |
![]() |
| öz karadeniz pidecisi |
17 Mart 2011 Perşembe
KUTSAL MECLİS - Ted Dekker
Kitap kulübümüzün mart ayı kitabıydı ''Kutsal Meclis''. Oldukça değişik bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Özellikle yazarın anlatım ve düşünce tarzı çok sıra dışıydı, belli bir noktaya kadar!
Kitap, Daniel adındaki davranış bilimleri uzmanı akademisyen bir FBI ajanının saplantı haline getirdiği ''Havva'' diye adlandırılan seri katilin izini sürmesini konu alıyor. Havva her ayın başında aşağı yukarı aynı yaşlarda genç kızları kaçırıp kendine has bir yöntemle, onlara hastalık bulaştırarak öldürmekte, ve 16 ayda 16 kız öldürülmesine rağmen FBI ne Havva'nın kimliğini ne de en ufak bir ip ucu tespit edememiştir. Taa ki Daniel ile Havva arasında kişisel bir bağ kurulana kadar...
Kitabın ilk 100 sayfası inanılmaz heyecanlı başladı.Çok keyif aldım. Bazı kısımlarda oldukça detaylı bir anlatım olmasına rağmen Dekker bunu o kadar akıcı bir dille yazmış ki, en ufak bir tempo düşüklüğü yada hikayeden kopma söz konusu olmadı. Bir yandan hikayenin günümüz zamanında koşturması son sürat devam ederken bir yandan da olayların çıkış noktası ve seri katilin nasıl bu hale geldiğini geçmişten günümüze doğru anlatıyor. Ve bu iki farklı zaman birbiriyle çok iyi harmanlıyor...
SPOILER
Evet, yukarıda yazdıklarım sadece kitabın ilk yarısı için geçerliydi!!! Hikaye belli bir noktadan sonra değişik bir hal almaya başladı, resmen okuduğum kitabın türü değişti. Bir anda kendimi şeytan çıkarma seansının ortasında buldum. Basma kalıp bir exorcism filmi izliyormuşum gibi. Hatta ''kutsal damacana'' filmi aklıma geldi bir ara, gülmeye başladım. Şeytanlar, tavşanlar :) Bu kadar klişeydi işte anlatılanlar.
Daniel'ın öldükten 22 dakika sonra canlanması, sonra üstüne kendi isteğiyle 2 kere daha ölüp 2-3 dakika sonra canlanması oldukça saçmaydı. Sadece kitabın sonunda Lori'nin, Alex'in (Havva'nın) kız kardeşi Jessica çıkmasına çok şaşırdım. Gerçi okurken UCLA dan bir bağlantı kurmuştum ama unuttum gitti sonradan.
Şahane bir polisiye, seri katil hikayesi şeklinde başlayan, ortalara doğru tuhaflaşan ve sonunda da basma kalıp bir şeytan çıkarma seansı ile rezalet bir final yapan, okumasam da olabilecek bir kitap okumuş oldum....
Kitap, Daniel adındaki davranış bilimleri uzmanı akademisyen bir FBI ajanının saplantı haline getirdiği ''Havva'' diye adlandırılan seri katilin izini sürmesini konu alıyor. Havva her ayın başında aşağı yukarı aynı yaşlarda genç kızları kaçırıp kendine has bir yöntemle, onlara hastalık bulaştırarak öldürmekte, ve 16 ayda 16 kız öldürülmesine rağmen FBI ne Havva'nın kimliğini ne de en ufak bir ip ucu tespit edememiştir. Taa ki Daniel ile Havva arasında kişisel bir bağ kurulana kadar...
Kitabın ilk 100 sayfası inanılmaz heyecanlı başladı.Çok keyif aldım. Bazı kısımlarda oldukça detaylı bir anlatım olmasına rağmen Dekker bunu o kadar akıcı bir dille yazmış ki, en ufak bir tempo düşüklüğü yada hikayeden kopma söz konusu olmadı. Bir yandan hikayenin günümüz zamanında koşturması son sürat devam ederken bir yandan da olayların çıkış noktası ve seri katilin nasıl bu hale geldiğini geçmişten günümüze doğru anlatıyor. Ve bu iki farklı zaman birbiriyle çok iyi harmanlıyor...
SPOILER
Evet, yukarıda yazdıklarım sadece kitabın ilk yarısı için geçerliydi!!! Hikaye belli bir noktadan sonra değişik bir hal almaya başladı, resmen okuduğum kitabın türü değişti. Bir anda kendimi şeytan çıkarma seansının ortasında buldum. Basma kalıp bir exorcism filmi izliyormuşum gibi. Hatta ''kutsal damacana'' filmi aklıma geldi bir ara, gülmeye başladım. Şeytanlar, tavşanlar :) Bu kadar klişeydi işte anlatılanlar.
Daniel'ın öldükten 22 dakika sonra canlanması, sonra üstüne kendi isteğiyle 2 kere daha ölüp 2-3 dakika sonra canlanması oldukça saçmaydı. Sadece kitabın sonunda Lori'nin, Alex'in (Havva'nın) kız kardeşi Jessica çıkmasına çok şaşırdım. Gerçi okurken UCLA dan bir bağlantı kurmuştum ama unuttum gitti sonradan.
Şahane bir polisiye, seri katil hikayesi şeklinde başlayan, ortalara doğru tuhaflaşan ve sonunda da basma kalıp bir şeytan çıkarma seansı ile rezalet bir final yapan, okumasam da olabilecek bir kitap okumuş oldum....
9 Mart 2011 Çarşamba
Mart ayında kar yağarsa
İstanbulda pek kar göremediğimizden etrafta biraz beyazlık görünce sevindirik oluyoruz :) E haliyle de belgelemek geliyor insanın içinden bu sayılı günleri :)
3 Mart 2011 Perşembe
Kukla Ustası - Jan Coffey
Bloglarımızın kapatıldığı, düşünce özgürlüğümüzün elimizden alındığı bu günlerde bu kitap kritiğimi kimler okuyabilecek çok merak ediyorum!! Binbir türlü yolla, zahmetle bir şekilde bloğuma erişebildim, buna da şükür. Buradan hazır hala yazabiliyorken türk mahkemelerine, saçma kanunlarına, kararlarına ve ziyan kuruluş digiturk'e bütün iyi dileklerimle çok selam ediyorum!!!! Elbet sende düşersin bizim elimize bir gün!!
Kitaba gelecek olursak; çok ortada, muaallakta bıraktı beni. İyide diyemiyorum, kötüde. Galiba en doğru tabir ''vasat'' olacak. Evet kukla ustası vasat bir kitap. Okurken pek sıkıldığımı söyleyemeyeceğim. Problemsiz olarak okuyabildim. Ama hikaye başında vaad ettiklerini sonradan karşılayamıyor. Çok şeyler umuyorsunuz, kafanızdan kuruyorsunuz, kitap baştan sizi böyle bir yola sevkediyor çünkü. Ama devamında vaadettiklerinin yanında verdiklerinin çok basit kaldığını görebiliyorsunuz. Kitabın 2/3 ünde birden fazla olan kahramanların hayatları anlatıldı, yapılacak eylem için nedenler anlatıldı, haklılık tarafları ortaya kondu. Yani hikayedeki en önemli şey yapılacak bu eylem. Her şey bunun üstüne. Hal böyle olunca, kitap sizi adım adım bu ana hazırlayınca beklentileriniz oldukça yukarılarda oluyor doğal olarak. Bunca hazırlıktan sonra sonuç ise tam bir hayal kırıklığı oldu benim için. Büyük eylem sadece 2 paragraf anlatılarak bitti. Şaka gibi !! SPOILER Yaptıkları tek şey bir banka hesabından kaçak olarak paraları başka hesaplara transfer etmek. Kitabın sonuda tam bir ''happy end'' olmuş. Herkes mutlu, herkes hak ettiğini almış, kötüler cezalarını çekmiş. Uyku öncesi masal gibi olmuş biraz. Kukla Ustası okunabilir bir kitap ama çok fazla beklentiler içine girmemek şartı ile..
Kitaba gelecek olursak; çok ortada, muaallakta bıraktı beni. İyide diyemiyorum, kötüde. Galiba en doğru tabir ''vasat'' olacak. Evet kukla ustası vasat bir kitap. Okurken pek sıkıldığımı söyleyemeyeceğim. Problemsiz olarak okuyabildim. Ama hikaye başında vaad ettiklerini sonradan karşılayamıyor. Çok şeyler umuyorsunuz, kafanızdan kuruyorsunuz, kitap baştan sizi böyle bir yola sevkediyor çünkü. Ama devamında vaadettiklerinin yanında verdiklerinin çok basit kaldığını görebiliyorsunuz. Kitabın 2/3 ünde birden fazla olan kahramanların hayatları anlatıldı, yapılacak eylem için nedenler anlatıldı, haklılık tarafları ortaya kondu. Yani hikayedeki en önemli şey yapılacak bu eylem. Her şey bunun üstüne. Hal böyle olunca, kitap sizi adım adım bu ana hazırlayınca beklentileriniz oldukça yukarılarda oluyor doğal olarak. Bunca hazırlıktan sonra sonuç ise tam bir hayal kırıklığı oldu benim için. Büyük eylem sadece 2 paragraf anlatılarak bitti. Şaka gibi !! SPOILER Yaptıkları tek şey bir banka hesabından kaçak olarak paraları başka hesaplara transfer etmek. Kitabın sonuda tam bir ''happy end'' olmuş. Herkes mutlu, herkes hak ettiğini almış, kötüler cezalarını çekmiş. Uyku öncesi masal gibi olmuş biraz. Kukla Ustası okunabilir bir kitap ama çok fazla beklentiler içine girmemek şartı ile..
Kaydol:
Yorumlar (Atom)














